Röportaj

5Mid Özel: Dark Passage menajeri Ekin Odacıoğlu röportajı

Türkiye’de e-Spor henüz çok genç olsa da sektörün hızlı bir şekilde büyüdüğünü söylememiz mümkün. Profesyonel takımların sayısı arttıkça farklı kavramlar da hayatımıza girdi. Bu kavramlar arasında belki de en az bilineni “takım menajeri”. Biz de menajerlik kavramına açıklık getirmek, Dark Passage hakkında konuşmak ve Türkiye’deki e-Spor sektörünü tartışmak adına takım menajeri Ekin Odacıoğlu ile bir röportaj yaptık. 

e-Spor hayatına BPI takımında başlayan Ekin Odacıoğlu, uzun zamandır LoL sahnesinde bulunuyor. 2012 yılında sektöre giren Odacıoğlu, Crew Şampiyonluk Ligi’ne yükseldiğinde de takımın menajeriydi. Geçtiğimiz hafta organizasyondan ayrılan Odacıoğlu, ülkenin en köklü e-Spor takımlarından birisi olan Dark Passage’a transfer oldu. Kendisine bu kararını ve arkasındaki nedenleri sorduğumuzda ise şöyle bir cevap aldık;

Crew takımından ayrılmamın sebebi vizyonlarımızın örtüşmemesiydi. Ben kendimi, alanımda işimi en iyi yapanlardan biri olarak görüyorum. Hoş orada da beni  öyle görseler de benim yapacağım hamlelerin önü kesiliyordu ve sonuç olarak takım ilk 3’e girmesi planlanırken sezon sonunu kıyıdan köşeden 5. olarak bitirdi. DP’de ise daha çok kaynak ve daha çok imkan mevcut, çalıştığım insanların hepsi  zeki, dürüst ve pırıl pırıl kişiliklere sahipler. Herkes işinin ne olduğunu ne yapması  gerektiğini biliyor,  çalışılan ortamın kalitesi çok yüksek, DP’nin kendine has markasını bu ortama entegre etmeyi başarabilmiş olması da cabası (örneğin DP dizaynlı pc’ler kullanılıyor gaming house’da, duvarlar ve vitrinler DP hatıratları ve başarı sembolleri ile donatılmış). Kısacası kendimi işimi icra etmeyi  hak ettiğim ortamda görüyorum diyebilirim.

Normal sezonu ikinci olarak bitiren Dark Passage özellikle mevsimin sonuna doğru inişli çıkışlı bir performans sergilemişti. Mevsim finallerinde ise HWA gibi güçlü bir rakibi 3-2 elemeyi başaran takım TBF 2016’da finale yükselmeyi başardı. İki yeni transfer takıma yeterince uyum sağlamış gibi gözükse de bazı hatalar özellikle dikkat çekti. Odacıoğlu’na takımın mevsim finallerine nasıl hazırlandığını, ne gibi beklentiler içerisinde maça çıktığını sorduğumuzda şu cevabı aldık;

TBF yolunda biz diğer bracket’a göre çok daha zorlu bir koşuldan geldik. HWA’nın da en az SUP kadar tehlikeli bir rakip olabileceğini düşünmeyen yoktur sanırım. Diğer taraftan yarı finale çıkan takım 1 takıma hazırlanırken biz 2 takıma aynı anda hazırlanmak zorundaydık ve finalist olmanın da getirdiği yoğunluk (çekimler, riot prodüksiyonları, provalar vs) bu çalışmanın zamanından çaldı. Ona rağmen çok güzel bir oyun ortaya koyup finalist olmaya hak kazandık. Özellikle yarı final mentalitemiz, oyundan düşmeden, karşıya cevap vermeyi eksik etmeyerek ve kesinlikle yeneceğimizin farkında olarak maça çıkmaktı. Zeitnot ve Elwind’e ekstra eforlarından dolayı teşekkür ve tebriklerimi sunuyorum. Final karşılaşması için şansımızı %50 görüyorum. İki takım da küçümsenmeyecek tehlikelere ve silahlara sahip, silahlarını kim daha az fark ettirerek ateşlerse o taraf kazanacak diye düşünüyorum ve SUP’a da başarılar diliyorum.

Yukarıda da bahsettiğimiz üzere menajerlik kavramı özellikle de ülkemizde e-Spor seyircisinin yabancı olduğu bir kavram. Biz de kendisine takım menajerliğinin ne anlama geldiğini, takımdaki görevlerinin neler olduğunu sorduk;

Türkiye’de menajerlik maalesef herkesin ağzına sakız ettiği, ipini koparanın, “Bunda ne var ki ben bunu yaparım” dediği bir meslek gibi lanse ediliyor. Fakat bu çok yanlış bir yaklaşım. Bir menajer takımın bütün dengesini, ev içindeki bireylerin bireysel rahatsızlık veya eksiklerinin giderildiği sistemi, problemlerin çözümünü ve konforun sürekli kılınmasını sağlıyor. Bu dışarıdan bakıldığında RP dağıtmak veya oyuncularımızın arkasında durup “Çalışın” demek zannediliyor fakat dediğim gibi menajerlik aslında çok stresli ve yüksek donanıma sahip olunması şart bir meslek. Kafanız çalışacak açıkça söylemek gerekirse. Takımınız içindeki oyuncular olsun diğer çalışan ekip olsun, insanlara hitap edebiliyor olmalısınız. Ben şu anda yeni katıldığım için ilk adım olarak bilgi topladım ve anlık durumumuz üzerinden diğer atmamız gereken adımları planladım. Oyuncuların mentalitesi yükseldi, kafaları rahatladı kabaca söylemek gerekirse ve kendilerini daha çok veriyorlar şu anda antrenmanlara. 

Ülkede e-Spor hızlı bir şekilde gelişse de seviyenin henüz istenilen durumda olduğunu söylememiz pek mümkün değil. Bu yavaş gelişime neden olan birçok etmen bulunuyor. Odacıoğlu’na bu problemin çözümünün ne olduğunu sorduğumuzda şu cevabı aldık;

Türkiye’de ki e-spor sahnesi benim de gelişmesi için canla başla çalıştığım bir alan. Kan, ter ve göz yaşı deniyor ya, benim de e-Spor tarihimde üçü bir arada bulunuyor. BPI’da çalışırken Türkiye sahnesine ilk yabancı oyuncuları getirdim. Yine ilk Holding sponsorluğunu o dönemin biraz öncesinde sektöre katmıştım. Diğer yönlerden, benim yaptıklarım ne kadar faydalı olmuş olsa da, tamamen geliştirecek gücün bu gibi bir kişinin yapabileceği atılımlarla sağlanacağını düşünmüyorum. Maalesef sahnedeki takımlar rekabet ile hısımlığı karıştırıyor. Rekabetin tatlısı makbuldür fakat biz gerçekten fanatikleşip diğer takım sahiplerini, menajerlerini ve çalışanlarını ötekileştirmeye meyilliyiz. Bir bütün olarak düşünüp bir beden olarak hareket etmeye başlandığında, e-Spor’un çok daha hızlı gelişime gireceğini düşünüyorum. Şu ana kadar belli başlı patlamalar yaşanmış olsa da son 2 sezondur sektörün birazcık durulduğunu itiraf etmek gerekir. Fakat umarım bir sonraki sezon Riot Games’in ve sahnemizin önde gelen köklü kulüplerinin iş birliği ile o patlamayı tekrarlarız.

Büyük futbol kulüplerinin sahneye atılması sadece ülkemizde değil dünya çapında da sektörün gelişmesi adına atılan en büyük adımlardan birisi olarak görülüyor. Yaz Mevsimi’nde EU LCS’te mücadele eden Schalke 04 bu takımlara verilecek örneklerden birisi. Ülkemizde ise geçtiğimiz yıl sektöre atılan Beşiktaş’ın yanı sıra Fenerbahçe’yi de örnek olarak gösterebiliriz. Bununla beraber futbol kulüplerinin sahneye atılmasının sektöre zarar verdiğini düşünenlerin sayısı hiç de az değil. Odacıoğlu’na bu konudaki düşüncelerini sorduğumuzda şöyle bir yanıt aldık;

Ben e-Spor’u fiziksel sporlardan ayrı bir alt-kültür olarak görüyorum. Yani ben, kendi kültürümü oluşturduğum, benim gibi düşünen insanların olduğu ortama, benden ve bizden çok alakasız, 50-60 yaşında yöneticileri olan, sadece ünlü ve taraftar temeli var diye futbol çıkışlı kulüplerin katılmasını uygun bulmuyorum. Bundan 10 sene sonra veya 20 sene sonra BJK, GS, FB değil DP, SUP, HWA konuşuluyor olacak, çünkü jenerasyon değişme noktasında ve bizim çocuklarımız belki de fiziksel sporlardan tamamen uzak kalacağı için futbol çıkışlı kulüplerin adını bile pek duymamış olacak. Bunun dışında FB’nin de sektöre bir şey katacağını açıkçası düşünmüyorum. Sonuçta X takımı değil FB takımı olmuş olacak, takım hariç başka bir şeye faydası olmayacak. e-Spor sahnesine bir şey katmak isteniyorsa eğer, bu isimler ve namlar üzerinden değil projeler ve öngörüler üzerinden katkı yapılmalı.

Son günlerin en canlı tartışması ise ligden düşme sistemi. Birçok League of Legends otoritesi bu sistemin iyi yanlarını savunsa da, azımsanamayacak bir kısım ise franchising’i, yani takımların ligde kalıcı slotlarının olmasını savunuyor. Hangi sistemin daha başarılı olduğunu, ülkemiz özelinde ligden düşme sisteminin mi yoksa franchising’in mi bizim için daha faydalı olduğunu sorduğumuzda Odacıoğlu’ndan şu cevabı aldık;

Franchising konusunun YL ve EUCS gibi yükselme ve rekabetin asıl amaç olduğu platformları öldüreceğini düşünürsek, hep aynı takımların olduğu bir LoL ligi ne kadar süre izlenir veya ne kadar süre aynı etkileme gücüne sahip olur bilemiyorum. Ben franchising olmasın diyemem çünkü bu bizim işimize gelir fakat yeni takımlara, en azından 8 takım içinde 3 olası yeni takıma yer vermek bence daha mantıklı. Hem rekabeti canlı ve taze tutuyor hem de yeni yeteneklerin genç oyuncuların gelişimini ve önünün açılmasını sağlıyor.

Şampiyonluk Ligi geçmiş yıllara nazaran çok daha iyi bir konumda olsa da rekabetçi ortamın da istenilen düzeyde olmadığını söylemek gerekiyor. Bu seviyeye etki eden şeylerden birisi de lig sistemi. Riot Games radikal bir karar alarak tek maç üzerinden oynanan ligleri iki veya üç maçlık sistem üzerinden oynatmaya başlamıştı. Ligimiz de bundan nasibini almış ve iki maçlık seriler üzerinden oynanmaya başladı. Ligdeki yeni sistemin rekabetçi ortamı nasıl etkilediğini düşündüğünü sorduğumuzda da kendisinden şu cevabı aldık;

Bo2 formatı kesinlikle rekabet açısından daha iyi oldu diyebilirim. Tek maçlı sistemde oyundaki tek bir hata ile bir haftalık çalışmanızın çöpe gittiğine şahit oluyordunuz. Şimdi beraberlik şansı ile o hatayı 2. maçta düzeltme gibi bir opsiyonunuz var. Bence bu tam profesyonel olma yolunda iyi bir adımdı, NA’da da zaten Bo3 dediğimiz sistem mevcut. Umarım yakın zamanda biz de o sisteme geçiş yaparız.

Son olarak Odacıoğlu’na sektörde çalışmanın ne gibi zorlukları olduğunu, karşılaştığı engelleri ve tecrübe ettiği sıkıntıları sorduğumuzda da şöyle bir cevap aldık;

E-spor sektöründe çalışmanın en zor olduğu nokta, insanların sizi aslında bütün gün evde oturuyor olduğunuzu düşünmesi. Sürekli bir ilgi var üstünüzde, evet başlarda insanın hoşuna gidiyor topluluğun ilgisini çekmek fakat bir noktadan sonra gerçekten cevap verecek bile vaktiniz olmadığını anlatacak vaktiniz bile olmuyor. Yapılacak çok türlü işin mevcut olması da bir başka yönü. Yani bir gün oyuncularınızın yemeğini hazırlarken diğer gün önemli evrakları yerine ulaştırmaya, başka bir gün vergi hesaplaması yapmaya ve onun üstüne fiziksel olarak bulunmak zorunda olduğunuz yerlere yetişmeye çalışıyorsunuz. Bunun ne demek olduğunu açıklamak istiyorum kısaca. Bir bakkalı ele alalım, bakkalın işi sabittir, mal gelir, mal sayılır, mal satılır. Bizim menajerlik işi böyle bir iş değil, yani lineer bir iş değil. Örümcek ağı gibi her uçtan bir merkeze bağlanıyor ve her bir örülmüş ağ başka bir kategoride bulunuyor. Dediğim gibi bulaşık yıkamaktan sponsor görüşmesine, kapsama alanı geniş bir meslek.

Dark Passage takım menajeri Ekin Odacıoğlu ile sohbetimiz bu şekildeydi. Biz de kendisine vakit ayırıp bu röportajı yaptığı için teşekkür ediyor, başarılar diliyoruz.

Yorum yaz

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

error: 5Mid içeriği korunmaktadır.