Röportaj

5Mid Özel: Zeynep “MsClick” Gençağa röportajı

Riot Games

Türkiye profesyonel League of Legends sahnesini takip edenler olarak bu mevsim çok sayıda yeni isimle tanıştık. Riot Games’in kadrosuna kattığı yeni sunucular ve yorumcular maçlarda bizimle birlikte olurken, bir de maç sonlarında Zeynep “MsClick” Gençağa’nın röportajları karşımıza çıktı.

Bu mevsim boyunca oyuncu ve koçları yanına alarak merak edilen sorulara yanıt arayan MsClick, isminin de hakkını sık sık verdiği eğlenceli anların mimarı. Espor sahnesine hızlıca giren Zeynep Gençağa, bir de her Salı 18:00’da S Sport ekranlarında canlı yayınlanan Misclick programının yapımcısı ve sunucusu oldu. Biz de röportajlarına ek olarak Türkiye ve dünyada örneği olmayan bir yorum-analiz programıyla espora katkılarını sürdüren MsClick’i daha yakından tanıyalım, sizlere de tanıtalım istedik.

Zeynep “MsClick” Gençağa ile hayatını, hayallerini, kadınların sektördeki yerini, League of Legends’ı ve espora hızlı girişini uzun uzun (çok uzun) konuştuk. Umarız bizim kadar keyif alacağınız bir röportaj olur. Uzatmadan başlayalım:

Hoş geldin MsClick, sorularıma geçmeden önce seni biraz tanıyalım ve tanıtalım istiyorum. Kendini kısaca anlatır mısın?

Aslen Ankaralıyım, üniversitede okumak için İstanbul’a gelmiştim. Uluslararası İlişkiler okuduğum üniversitenin üçüncü yılında bir tasarım ofisi kurdum, dört sene boyunca birçok orta ve büyük çaplı firmaya butik tasarım hizmetleri sunduk. 2009 yılında artık günde 20 saat çalışmanın verdiği yorgunlukla müşterilerimden biri olan Galatasaray SK’ya geçip ajansı beklemeye aldım. Spor yönetimi maceram da bu şekilde başlamış oldu.

Galatasaray’ın kurumsallaşma ve yeni stad sürecinde anlaştığı iki yabancı firma IMG ve AEG’de çalıştım. Oradan ayrıldıktan sonra biraz oyun sektöründe çalıştım. Ancak sonrasında gelen tekliflerin ardından futbola geri dönerek Bursaspor ve Göztepe’de kulüp başkanlarına danışmanlık yaptım. Geçtiğimiz sene de FIFA tarafından üç ülkede üç farklı üniversitede organize edilen uluslararası spor yönetimi ve hukuku yüksek lisansını tamamladım. 2016 espor için de çok önemli bir seneydi. Özellikle yurt dışında spor kulüplerinin bu işe ilgi göstermeye başladığını görünce bitirme tezimi de spor dünyasının espor açılımı üzerine yazdım, Ağustos ayında da vatana döndüm.

Peki neden League of Legends’ı seçtin? Oyunlarla ilgilendiğini biliyoruz ama LoL geçmişin var mıydı?

Ben kendimi bildim bileli vaktimin ciddi bir kısmını oyunlara harcıyorum. Hatta 8 ay boyunca aralıksız World of Warcraft oynadıktan sonra havale geçirip hastaneye kaldırılıp, 10 gün yattığım yerden Türk dizisi izlemek zorunda kalmışlığım var. League of Legends bu dönemden sonra hayatıma girdiği için uzak durmaya çalıştım ama gördüğünüz gibi beceremedim.

Aslında League of Legends’ı seçmemin birçok sebebi var ama oyunu oynamam bu sebeplerden biri değil. Riot Games, dünya çapında esporu spora paralel yapılandırmaya başaran ilk şirket. Geleneksel sporlarda gördüğünüz birçok öğe LoL ekosisteminde de mevcut. Dolayısıyla izleyici ve taraftarlara yaşatılan şey sadece rekabetçi bir bilgisayar oyunu tecrübesi değil; baya baya spor tecrübesi. Profesyonel takımları, ligleri ve şampiyonaları; oyuncular, yayınlar ve hikayeleriyle herhangi bir spor tecrübesinden geri kalır yanı yok. Tek handikap yeni olması. Bu yüzden de dünya çapında birçok spor kulübünün espor yatırımı ve açılımı LoL takımları üzerinden başladı. Ben tezi yazmaya başladığım zaman dünya çapında üç spor kulübü; Beşiktaş, Saski Baskonia ve Santos’un espor ile alakası vardı. Yazarken Schalke 04 duyurusunu yaptı. Bugün işler çok farklı gözüküyor ama spor dünyasındaki espora karşı önyargının son bir senede kırıldığını unutmamak lazım. 2016’da UEFA, FIFA ve IOC yetkililerinden oluşan akademik bir jüriye esporu ancak League of Legends örneği üzerinden anlatıp dayak yemeden mezun olma şansım vardı. Bu yüzden önceliğim de LoL oldu.

O zaman çok daha profesyonel bir yaklaşımla League of Legends’ı seçtiğini söyleyebilir miyiz? Öyleyse devamı nasıl geldi? Eğlenmeye başladın mı?  

Bence o konuyu açıklığa kavuşturmak lazım. Espora girme sebebim asla profesyonel değildi, ki aklı başında hiç kimse Türkiye’de futbolu bırakıp espora girmez. Ben işime asla rasyonel bakmadım çünkü takıntılı ve fazla özenli bir insan olarak, rasyonel seçtiğim herhangi bir işi yaparken mutlu olmam mümkün değil. Günün 20 saati çalışmayı seviyorum ben, dolayısıyla ülkede kriket çok popüler olup her şeyin önüne geçse de kalkıp krikette çalışamam, depresyona girerim. Spor gibi yönetilen bir espor branşı benim hayallerimdeki yer aslında. Bundan daha iyisi ancak spor, oyunlar ve müziğin birleşmesiyle olabilir. Rockband’in profesyonel ligleri olursa, yine seve seve oraya doğru kayarım. Şam’da kayısı çünkü!

Ülkemizde neredeyse herkesin sahip olmak isteyeceği bir kariyeri bırakıp espora gelmişsin. Bu kararın arkasında neler vardı?

Ben profesyonel yaşantısında şanslı insanlardanım. Çalıştığım zamanın büyük çoğunluğunda herhangi bir iş yapmak zorunda kalmadım, sevdiğim ve ilgim olan alanlarda görev aldım. Sürekli olarak da oyun sektörü ile futbol yönetimi arasında gidip geldim. Oyunda çalışmaktan çok zevk aldım, ama futbol yönetimindeki kaos ve adrenalinden, taraftarlara değer yaratabilme şansından vazgeçemedim. Espor özünde tutkuyla sevdiğim iki şeyin bir araya gelmesi. Hayal gibi yani benim için. Dolayısıyla espor ne zaman internet kafe turnuvalarından profesyonel bir spora doğru evrildi, ben de o zaman bu ortamın bir parçası olmam gerektiğini anladım.

Futbola aslında yıllarımı verdim. Bu süre zarfında hem kulüpler ve kulüpler birliği, hem de ekosistemdeki bir çok paydaş ile çalışma fırsatı buldum. Ama ilkokuldan beri futbol oynamıyorum, dolayısıyla sahada yaşananlarla çok kendimi özdeşleştiremiyordum. Oyunda bunu biraz yapabiliyorum. Zamanında kendime hep keşke bu işten para kazanılabilse diyordum, artık bu bir hayal değil. Dolayısıyla yaratabileceğim her değer, aslında benim zamanında yapamadıklarım gibi düşünüyorum belki de. Bilmiyorum, sonuçta espor sadece kariyer olarak içinde barınılabilecek bir sektör değil; gerçekten sevmeniz lazım.

Madem öyle hoş geldin diyeceğim ama bu nasıl bir giriş Zeynep? Sektöre dahil olduğun gibi hem Riot Games’de maç röportajları, hem de TV’de bir ilk olarak Misclick’i yapmaya başladın. Bu hızlı girişi neye borçluyuz?

Bilmiyorum gerçekten, belki de sebep benden çok insanların bana duyduğu güvendir. Ben Saran Medya’nın espor açılımına danışmanlık yapıyorum. Program fikri epeydir aklımda vardı çünkü dünyada henüz üst düzey spor içerikleri ile espor içeriği tam yan yana gelmemişti. Espor ne kadar internet odaklı bir camia olsa da, daha da ileri taşımak için doğru stratejilerden birinin geleneksel mecralarda da yer alması olduğuna inanıyorum. Bu yüzden espora spor gibi yaklaşan, ligi değerlendiren bir spor programı yapılmasını istiyordum. Sadece bizde değil, böyle bir platformda yayınlanan dünyada bir ilk bu program.

İngiltere Premier Ligi, NBA gibi içerikleri yayınlayan bir kanalda, o ligler nasıl yorumlanıyorsa Türkiye Şampiyonluk Ligi de öyle yorumlanıyor. Programı benim sunmamı teklif ettiklerinde severek kabul ettim. Bu esnada Riot Games beni deneme çekimlerine çağırdı, bir anda kendimi yakından takip edip yaptıkları işlere saygı duyduğum ekibin bir parçası olarak maç sonu röportajlarını yaparken buldum. Benim için de kurumsaldan ekrana 180 derece dönen bir kariyer hamlesi oldu. Umarım hakkını verebiliyorumdur çünkü bazı insanlar bana “robot reyiz” dese de ben gerçekten çok keyif alıyorum.

Riot Games ortamını da biraz anlatır mısın o zaman bize?

Benim şansım zamanında sektörün içinde bulunmuş olmam sebebiyle Riot Games ofisindeki birçok kişiyi önceden tanıma fırsatını yakalamamdı. Geçen sene TBF’ye gittiğimde de, ilk gün deneme çekimini yaptığımızda da daha önce beraber çalışma fırsatı bulduğum ya da tanıdığım insanlar vardı. Çok yabancılık çekmedim. Şimdi objektif gelmeyebilir size ama ilk günden beri altını çizerek söylediğim bir şey var: Ortam inanılmaz. Herkes çok pozitif, çok iyi niyetli, işine bağlı ve tek dertleri LoL oyuncularına, lig takipçilerine değer katmak. Sanırsın herkes ermiş. Öyle muhteşem bir ortam. Kurum kültürü sanırım burada devreye giriyor.

Konuyu değiştirmek istiyorum artık. Sosyal medyada oyuncu ve seyirci kitlesine oldukça yakınsın, sürekli diyalog halindesin ve iletişim kuruyorsun. Espor için çok hızlı bir şekilde ekran yüzü olup da kitleye bu denli sıcak davranan kimseyi görmemiştik. Bu yaklaşımının arkasında ne var?

Ben normal hayatta da böyleyim, yani elimden geldiğince herkesle diyalog halindeyim. Bunu da özel olarak yapmıyorum. Yakın tanıdığım insanların burçları hariç bir bilgi sahibi değilim ama sanırım ikizler burcu olarak benim kaderim konuşmak. Ya da bu benim uydurduğum bir bahane. (Gülüyor.) Bazı insanlar diğerlerine karşı 0’dan başlayıp zamanla güven ve sevgi bağını oluşturur. Bende maalesef herkes 100’den başlıyor. Suistimal edilirsem uzaklaşıyorum ama samimi bir diyalog olduğu sürece herkese sıcak davranıyorum.

Sosyal medya iyi güzel ama bir de Twitch chat gerçeği var? Okuyor musun sana yapılan yorumları? Çok gizli kaynaklarımızdan aldığımız bilgilere göre maçlardan sonra eve gidip chat’i okuyarak ağlıyormuşsun?

Haha buna ancak Kadir İnanır. [Tonbalıklı sunar] Ne yalan söyleyeyim, bazen en favori aktivitelerimden biri eski yayınların Twitch’te videolarını izleyip chati okumak. Takdir edersin ki çok saçma şeyler var ama bazen o kadar zekice trolleniyorum ki, gerçekten yüksek sesle gülüyorum. Başkası belki bu kadar eleştirilmekten hoşlanmazdı ama benim için durum biraz farklı. Daha önce de dediğim gibi ekran bana çok yeni bir olgu. Bazı eleştiriler kendimi geliştirmeme sebep oluyor, bazı esprilere gülüyorum, bazı yorumlar da direk silindiği için göremiyorum. Ama bilin ki robot reyiz takipte.

Yeniden ciddileşiyorum, espora girmek hayatında neleri değiştirdi? Memnun kaldın mı?

Esporun bu kısmına girmek hayatımı epey değiştirdi diyebilirim. Aslında ben geçen seneden beri espor yönetimi ile ilgili dersler veriyorum, hatta spor ve espor tarihi konusunda Uluslararası Espor Federasyonu’nun davetiyle Kore’ye gidip onların online akademisinde hocalık yaptım. Bazı firma ve organizasyonlara espor stratejileri ile ilgili danışmanlık verdim. Çünkü benim için espor da bir spor, hep söylerim. İsteyenle de saatlerce keyifle bu konuyu tartışırım. Ekran ise benim için yepyeni bir tecrübe.

Özellikle esporda aktif görev almadan önce futbol ile ilgili ekran önü bazı teklifler almıştım ama çok mantıklı gelmedi açıkçası. Kurumsal veya yönetimsel konuları konuşabilirim ama bunlar bizim futbol izleyicisine biraz sıkıcı geliyor. Maç ve pozisyon konuşulsun istiyorlar. Ben halı sahada dizime krampon darbesi almadan, kimin yere niye yattığını ya da acısını abartıp abartmadığını söylemek istemedim hiç. Ama konu espor olunca biraz farklı, onu ben de biliyorum ve mütemadiyen feed’lerken yaşıyorum. Bana keyif veren şey herhangi bir şekilde değer katmak.

Memnuniyete gelecek olursam çok memnunum, bazen gergin göründüğüme bakmayın. Sadece kadın olduğum için bir gecede türemek istemiyorum. Çünkü bizim spor kültürümüzde böyle bir şey var, sporda bazı branşları çok ataerkil görüyoruz. Kadının ne işi var, ofsayt bilmez, esporda yayıncı olsun… Herkesin bir fikri var kadınların ilgilenmek istedikleri alanlarla ilgili, kadınlar hariç. Klişe oluyor ama, ben insan olarak buradayım. Esporun yönetimi ile oyun dinamikleri arasında dünyalar kadar fark var. O yüzden de işin bu kısmıyla ilgili öğrenmem gereken çok şey var. Hafta sonları ofiste analiz masasında görev yapan arkadaşlarım ve maçı olmayan takımlarla müsabakaları izliyorum bir yandan. Yani iki saatte bir kamera karşısına çıkıp üç soru sorduktan sonra hayatıma devam etmiyorum. Arada yorum yapıyorum, size de danışıyorum zaten biliyorsunuz; yavaş yavaş bilgi dağarcığımı geliştirmeye çalışıyorum.

Konusu gelmişken, genel olarak hem oyun hem de espor sektöründe kadınlar adeta bir tabu gibi. Hatta öcü gibi. Özellikle ekranda görmeye pek alışık olmadığımız kadınların sektördeki yeri, belki yaşadıkları zorluklardan bahsedebilir misin? Senin bir kadın olarak oyun da bir tarafa futbol geçmişinin olması sebebiyle “nereye düştüm ben” dediğin anlar oldu mu?

Evet benim kariyerim biraz tabu gibi sektörlerde geçti. Futbolda çalışırken çok genç olduğum için bir dönem ısrarla sekreter sanıldım, halbuki proje yöneticisiydim. Şu an bir sürü insanın tilt olduğu merkezi ebilet projesini aslında ben Galatasaray için geliştirmiştim, gerçi şu haline hiç benzemiyordu ama konsept aynıydı. Bu tecrübem yüzünden Kulüpler Birliği’nde komisyon üyesi olarak görev yaptım, hala rüyalarıma girer. Orada da beni birinin sekreteri sananlar vardı.

Erkek egemen sektörlerde olduğunuz zaman maalesef böyle bir algı oluşuyor. Hatta bazen çok garip sorulara maruz kalıyorsunuz, neden bu sektörü seçtin gibi. Nedeni belli, tutku. Futbolda yaptığınız her hamle, milyonlarca insanın takımıyla ilişkisini etkiliyor. Bu inanılmaz bir tatmin, tabii doğru hamleyi yapıyorsanız. Esporda da bu böyle olacak. Ayrıca kadınlar daha iyi yöneticilik vasıflarına sahiplerdir genelde, çünkü büyük resme daha rahat bakarlar. Ataerkilliği eleştirip feminizme bağlamam çok iyi oldu. (Gülüyor)

Sonuç olarak bu önyargıları kırmak sizin elinizde. Erkeklerin böyle bir zorunluluğu yok ama bu sektörlerde maalesef kadınların bunu yapması gerekiyor. Futbolda bazı güçlü kadın figürler var, bence esporda da olacak ileride. Çünkü erkekler PES, FIFA oynamak onların aktivitesi gibi düşünüyor ama yanılıyorlar. Cinsiyetinden bağımsız olarak kim nasıl bir hobi veya iş edinmek isterse edinebilmeli, 2017 yılında yaşıyoruz. Kızlar pembe erkekler mavi odalarda büyüyecek diye bir kaide yok.

Gördüğümüz kadarıyla hayatın espor olmuş ve epey de yormuş. Kariyerini değiştirme kararı aldıktan sonra böyle bir etki bekliyor muydun? Mutlu musun halinden?

İki kelimeyle şunu söyleyebilirim. Espor bitmiyor. Bir lig, bir maç, bir haber, bir yama derken her gün 80 tane şey oluyor. Kurumsal işim gereği, sadece League of Legends değil dünya genelinde esporda neler oluyor takip etmek durumundayım. Ne yalan söyleyeyim, bazen çıldıracak gibi oluyorum. Ama önemli olan bence şu ki espor hayatıma benimle aynı görüşe sahip bir çok insan soktu. Lol’ü takip eden kitleden çok tatlı, çok güzel geri bildirimler alıyorum. Belki günde üç saat uyuyorum ama kalan 21 saati sevdiğim bir şeyle geçiriyorum, o yüzden kendimi çok şanslı sayıyorum. Bazen maçlar bitip eve gelince ne yapacağım diye düşünüp NA LCS’i açıyorum. O da olmadı başka oyunların profesyonel müsabakalarını izliyorum. Hadi onu da bulamadım, oyuncuların veya Riot çalışanlarının açtığı yayınlara sulanıyorum. Artık hayatım baya baya LoL oldu diyebilirim. Ben gayet mutluyum ama hayatımdaki insanların da bunu kabullenmesi gerekiyor. Oturup benimle maç izlemeleri gerekiyor; kimi seviyor kimi sıkılıyor ama aşılamak bizim işimiz, denemekten vazgeçmiyorum.

Biraz da geleceği sormak istiyorum. Çok klişe mi olacak bilmiyorum ama her şey hayal ettiğin gibi giderse beş yıl sonra kendini ve esporu nerede görüyorsun? Neler hayal ediyorsun?

İnan pek bir şey hayal etmiyorum. Çok güzel bir laf vardır: Hayat, sen planlar yaparken yaşadığın şeydir diye. Ben toplumda herkesin, diğer bireyler için bir değer yaratması gerektiğine inanıyorum. Yoksa kolektif yaşamamızın bir anlamı yok. Benim şansım, sevdiğim bir konuda değer yaratma fırsatımın olması. Bundan beş yıl önce program sunmayı veya röportaj yapmayı hayal etmediğim gibi, beş yıl sonra da şu an muhtemelen aklıma gelmeyen bir şeyler yapıyor olacağım. Ama esas gönlümden geçen, ekosistemin en temel parçası olan profesyonel oyuncuların gelecekleri ve yaşadıkları hayatlar ile ilgili bir değer yaratıp esporculuğu daha sürdürülebilir ve suistimalden uzak bir noktaya taşıyabilmek. Bunu yapabilir miyim, nasıl yaparım zaman gösterecek.


Zeynep “Ms Click” Gençağa’ya bu uzun, samimi ve keyifli sohbeti için çok çok teşekkür ediyoruz. Severek izlemeye devam edeceğiz.

1 Yorum

1 Yorum

  1. Abdulkadir

    29 Temmuz 2017 at 14:13

    Spor yöneticiliği mezunuyum bu röportajdan sonra psikolojim bozuldu. Bu nasıl bir kariyerdir? Be vicdansız. #albeniriot

Yorum Yaz

Cevabı iptal et

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir