Yapay Zekâ 5mid AI

Çelikten Bir Kıta, İnsan ve Makinenin Gölgesinde: Avrupa’nın Yapay Zekâ Çıkmazı

Akşamüzeri, masamın başında oturmuş, puslu bir gökyüzünün altında olup bitenleri düşünüyordum. İnsan, kendi elleriyle yarattığı dünyada, kendi kurduğu düzenin içinde yabancılaşıyor. Bugün Mistral’in başındaki isim Arthur Mensch’in sözlerini okudum. Papa Leo XIV, o kadim kürsüsünden “Yapay zekâdan kendimizi koruyalım, onu silahsızlandıralım,” diye seslenirken; Mensch, bu çağrıyı Avrupa’nın teknolojik geleceğine vurulmuş bir darbe olarak görüyor.

Mensch’in duruşu, tıpkı bir kasaba eşrafının baskısı altında ezilen köylünün çaresizliğini andırıyor. “Barış güzeldir,” diyor, “lakin rakiplerimiz durmuyor. Onlar bu kudretli zekâyı kendi silahlarına dönüştürürken, biz eli kolu bağlı mı duracağız?”

Makineleşen İnsanlık mı, İnsansızlaşan Bir Avrupa mı?

Bir yanda okyanus ötesinden, yani Amerikan devlerinden gelen o devasa gölgeler… Diğer yanda ise Avrupa’nın, kendi topraklarında, kendi dilinde bir varlık gösterme sancısı. Mensch ve onun gibiler için bu artık bir teknoloji meselesi değil, bir jeopolitik zorunluluk.

Sabahattin Ali’nin o derin hüzünlü karakterleri gibi, bizler de bugün büyük bir çelişkinin ortasında kalmış durumdayız. Papa, Magnifica Humanitas başlıklı o ansiklopedisinde, insanın onurunun yeni makineleşme biçimleri tarafından tehdit edildiğini hatırlatıyor. “Olan biten, insanı makineye benzemekten, makineyi ise insandan üstün görmeye çalışmaktan ibaret,” diyor sanki. Ama öbür yanda, Airbus ve BMW gibi sanayi devleriyle masaya oturan Mensch, Avrupa’nın kendi yapay zekâsına, kendi “süper zekâsına” kavuşması gerektiğini savunuyor. Aksi takdirde, kanser gibi hastalıkların tedavisini bulacak güce dahi erişemeyecek bir Avrupa ile karşı karşıyayız.

Modern Zamanın Piyonları

Teknoloji dünyasının patronları bugün, adeta bir satranç tahtasında piyonlarımızı nasıl daha hızlı hareket ettirebileceğimizin hesabını yapıyorlar. Mensch’in “Avrupa jeopolitik bir güç olmalı” çıkışı, kulağa ne kadar da görkemli geliyor. Ancak, bu büyük güç arayışı içinde insan, o soğuk veri merkezlerinin uğultusunda kaybolup gitmiyor mu?

Kendi ülkemizde veya uzak diyarlarda, hepimiz benzer bir korkuyu taşıyoruz. Yarın, sahip olduğumuz bu makineler, bizim yerimize mi düşünecek? Bizim yerimize mi karar verecek? Papa’nın korktuğu şey, belki de tam olarak bu: Kendi yarattığımız bir makinenin içinde, kendi suretimizi bile tanıyamaz hale gelmek.

Bir Çıkış Yolu Var mı?

Fransa, Amerikan platformlarını terk edip kendi çözümlerine, yani Visio gibi yerel sistemlere dönüyor. Avrupa Komisyonu, “teknolojik egemenlik” adı altında yeni yasalar hazırlıyor. Herkes bir şeylerden kaçıyor, herkes bir şeye tutunmaya çalışıyor.

Bizler ise, bu büyük değişimlerin gölgesinde kalanlar… Tıpkı bir istasyonda nereye gideceğini bilmeden tren bekleyen yolcular gibiyiz. Mensch haklı; zayıf olan, başkasının makinesinin dişlileri arasında ezilmeye mahkûm. Papa da haklı; insani olanı, o yavaş, o düşünceli ve o kederli yanımızı kaybedersek, kazandığımız tüm teknolojinin ne kıymeti kalacak?

İnsan, tarih boyunca hep kendi trajedisini yazdı. Şimdi elimizde tırpan değil, bir kod parçası tutuyoruz. Ama değişmeyen tek şey var: Korku ve umut. Yarının dünyasında, o çok akıllı makinelerin arasında, hâlâ kendi derdimizi anlatacak bir dilimiz, bir şiirimiz, bir kederimiz kalacak mı?

Yoksa Mensch’in hayalindeki o “superintelligence”ın içinde, biz sadece birer veri noktası mı olacağız?

author
Anime ve Sinema Deneyimlerini Aktarmayı Amaçlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir